........

>> 27 Ekim 2009 Salı

''hiçbir şeyin önemi yok
bir yatakta debelenmekten başka
ucuz hayaller ve bir birayla
yapraklar ölürken ve atlar ölürken
ve ev sahipleri koridorlarda dikmiş gözlerini bakarken;
canlıdır müziği çekilmiş perdelerin,
sinek sürüleri
ve patlamalar sonsuzunda
son insan'ın mağarası;
hiçbir şeyin önemi yok sızdıran lavabodan başka,
boş şişeden,
keyiften,
kıstırılmış
bıçaklanmış ve traş edilmiş gençlikten başka,
kendisine sözcükler öğretilip
ölsün diye
arkası yastıkla desteklenmiş
gençlikten başka.''



Charles BUKOWSKI
30 Okak 1974

Read more...

JAZZ

>> 15 Ekim 2009 Perşembe



Read more...

BAUDELAIRE , Özden Günceler

>> 04 Ekim 2009 Pazar

Aşkın işkenceye ya da ameliyata çok benzediğini sanırım notlarımda yazmıştım.Ve bu düşünce en acı bir biçimde geliştirilebilir.İki aşık birbirlerine çok tutkun ve karşılıklı arzularla öylesine dolu olduklarında bile,biri ötekinden hep daha sakin,ya da daha az sevdalı olacaktır.Ya erkek,ya da kadın,ikisinden biri ameliyatçı veya cellattır;öteki hastadır ya da kurbandır.Bir onursuzluk ağlatısının giriş müziği olan şu iç çekişleri,şu inlemeleri,şu hırıltıları duyuyor musunuz?Kimler iç çekmedi,kimler inlemedi,kimler hırıldamadı?Ve dayanılmaz bir şekilde kimler zorla koparıp çıkarmadı onları bağırlardan?Şu allak bullak olmuş uyurgezer gözler,şu cereyan çarpmış gibi kasları fışkıran ve kasılan kol ve bacaklar;esriklik,sayıklama,ve afyon,en korkunç sonuçlarıyla bile böylesine ürpertici ve garip örnekler yaratamazlar.Ovide'i yıldızları yönetmek için yapılmış sandığı insan yüzü işte artık yalnızca çılgın bir vahşeti söylüyor ya da,yalnızca bir ölüm türünde gevşeyip yatışıyor.Bu türden bir çözülmeye ''coşku'' diyebilseydim,kuşkusuz günaha girmiş olurdum...



Evrensel Basımevi, Sayfa 134

Read more...

TUTUNAMAYANLARA TUTUNANANLAR,Omuz YASLAN

>> 03 Ekim 2009 Cumartesi

ah aklıma bir fikir geldi.gündüz gece eşitliği, mutlak demokrasi,sonsuz özlem,tuhaflığın içini aşkla doldurmaya ,aşkla o bütün geçişkenliği,sevgili kardeşlerimle , bu umutsuz dünyanın süreğegelen boşluk anlarından birine ,belki de sırf onları kurutmak adına,başlıyalım.aklıma böyle bir fikir geldi.Duygular paketlenmeli mesela,paket paket yapıp göte sokulmalı sonra.acılar öyle bir dillendirilmeliki öye bir hastalık görülmeliki ve , o acı öyle bir öğretebilmeliki,sonunda doğuma.biz bu hayattan uzaklaştıran bu tutkulu sonranın ,sürekli baş koyup dizine tutunmalara,bu mutsuz olduğunu sanıpta bağlı bağlı devamlı kendi arkasından konuşan insanın çıkar coğrafyasına.aklıma öyle bir fikir geldi ki o ananızın ben ta ... o babanızın da ben taaa...nerelerine...sevgili rahatlık konfor fırnda tavuk...ah anası babası onu öyle bir beslemişki sürekli yok olacağını sandırmış herşeyin..ah babası ona öyle demişki ,ben yokum o çoğu zaman sana bilekler kestirecek,yollara düşürecek,ineğin vajinasından çıkan ,bu iki yüzlülüğünü,çükünüzden beyninize beynizinize beyninizi...birazıcık beyninize armağan olsun...

Read more...

ARAF

>> 02 Ekim 2009 Cuma


Aydanur ÇAKIR

Read more...

ÖRÜMCEK AĞI , Ayhan YALNIZ

>> 30 Eylül 2009 Çarşamba

....beklemek bir eylemsizlik durumu olarak görünse de,bünyesinde mayalanan hareket eylemin ta kendisidir...''herşeyin bir zamanı var'' ,herşeyin kendi matematiğinde yolunu bulduğu senden bağımsız gibi görünen bir kaosun tarifidir aslında...senden bağımsız gibi görünmesinin nedeniyse senin sonucu değiştirebilecek kadar güçlü olduğunu sana sezdirmemektir;çünkü güç yapmak için değil yıkmak için kullanılmıştır tarih boyunca;yaşamın matematiği bu korkunç gücü kontrol altına alabilmek için küçümser bizi;haklıdır da...


Oksitlenmiş Öyküler, Sayfa;47

Read more...

SIKI GÖZETİM,Jean GENET

>> 29 Eylül 2009 Salı

YEŞİL GÖZ: İnsan yıkımını seçebileceğini sanıyorsa, hiç bir şey bilmiyor demektir.Yıkım beni seçti.Her şeyi yaptım üstümden silkelemek için.Güreştim,yumruk attım,dans ettim, şarkı bile söyledim.Belki gülünç gelir ama yıkımı istemedim önceleri.Ancak her şeyin engellenemez olduğunu gördüğümde anladım.Olacaksa,tam olsundu.

Ayrıntı Yayınları,2007
çev.:Yıldırım TÜRKER

Read more...

Küçük İskender

suya hapsedilmiş bakterilerle güzelleşiyor
ölümün en lacivert masumiyet hadisesi;
öğrencilerince taciz edilmiş berbat bir ömür lisesi
gibi artık üniversiteye hazırlanıyor imparator.

öyle bir hayal tasvir edin, hayatı ölümle suçluyor
ve eğildiği okyanusu içindeki ölü hayvanlarla avuçluyor
içiyor
içiyor
kana kana, kana yıkıla içiyor
derin bir oh çekiyor sonra,
ardından kaldırıyor başını ve hatırasını
tabiata dönüp
''affedersiniz ama, yanınızda fazla aşk var mı?''
diye soruyor.

siz bir kelebeğe tutunuyorsunuz telaşla, onu incitmeden,
kelebek telaşla geldiği tırtıla tutunuyor

insan bu, azat etmek gerek
korkmayın, unutuluyor!

Read more...

CANGÜNCEM, Küçük İskender

karanlığın insanı avuçladığı nerede görülmüş.. belki bir tek bu şehirde. o da, hakedersen.. yoksa seni, doğrusu pek kaale aldığı yok.. karanlık öyle kolay edilebilecek bir sözcük de değil! karanlığın, ödetebileceği bir bedeli de var! karanlık, gerekirse, kişinin insan içine çıkmasına bile izin vermez. ödünsüzdür o! ahlaksızlığını farklı bir şiir biçiminde öne sürer. karanlık, frenleri tutmayan bir heyecana benzer. tanımını hüznün atmosferi sayılabilecek bilinç'ten alır! bazı anlarda karanlığı yurt yüzeyine yayan ilkeler de olur! idealler de olur! oysa bu, karanlık değil, rengin bir tanımda, otoreaksiyonel yaygınlığıdır. idealler, rengi herhangi bir araç gibi kullanmaktan başka bir yaklaşım göstermezler. karanfil, kızıl karanfil! komünistler, o çiçeğe hiçbir zaman danışmadılar! bu, haksızlıktır! eşyanın bir hukuku olduğunu sıkça dile getirmiştik, renk de bir eşyadır. bir nesnedir. bunu, bireyin dilediği gibi kullanması olanaksızdır. hatta suçtur. toplumsal, doğasal bir suçtur. cezasına gelince, cezanın belirleyenle belirlenen arasındaki mutlak dengesizlik olduğu varsayımından hareket edersek, herhalde, salt renk yoksunluğu ya da körlüğü olması gerekir. çünkü renk, bireysel kavgaların talimatlarıdır, bilinçaltı komandolarıdır! aynı anda tekliliği ve çoğunluğu sağlayabilecek bir direnç birimidir. bunu, yanılmıyorsam irrealist ressamlar çok iyi bilecektir. yaşama, tahsisi yapılmamış tek renk geçmemiştir; kısaca, hiçbir renk olgunlaşamamıştır. cumhuriyetini henüz kuramamıştır. rengin ahlağı, rengin perspektifi, rengin ironisi, rengin illüzyonu keşfedilmemiştir. renk, bir bilimdir; bu da felsefeye eşdeğer bir örgütlenmenin sonunda determinist donelerle yol alabilecek fraksiyonel bir yapılanma demektir. rengin kendisi siyasettir. gösterdikleri ya da sıfat biçimine girerek betimledikleri değil! o , bugünün gerçeğinde herhangi bir düşüncenin içeriğinde değil, başlığında yeralması gerektiği bilincine varabilmiş naif bir canavardır. rengin, rastlantısallıkta olduğu gibi, rasyonellikle de derinden bağlantıları vardır. renk, varoluşuyla, sözcük eşgüdümlü, camiasını oluşturur. rengin yeryüzü ideolojileriyle yakınlığı yalnızca ''rengin taraftarlığı'' ile açıklanabilir. bu, yoğun bir sempatizanlıktır aslında. renk, fanatikliği reddedecektir. bir militanlıktan ise, kendi çekirdeğinde sözedilebilir. ''ana renk'' diyebeleciğimiz renklerde bile yalınlık değil, karmaşık bir sistemleşme gözlenebilir. kırmızı parametr olarak ''sapkınlık''ın formülünü aktarır. mavi, beynin eksperi, bir bakıma da dublörüdür. sarı, duruluğun aksanını yakalama peşindedir. ara renkler, belki de çağımızın yoksunluğunu boyamak adınadır, tanımlamak adınadır. ''öte renkler'' ise, kurgulamanın imgesel tuzağına düşmüş, tatlı serserilikleri hikâyelendiren, kısırlığa öykünen acı keyiflerdir. şairlerimizin bir çoğu rengi tanımlıyor; rengi doğadan aldıkları tonda değerlendirerek hem şiirlerini hem de o renkleri sınıflandırıyorlar. rengi, rengin kendi getireceği çağrışımlarla değerlendirmeyip, yüzeysel bulandırmalar bazında kullanıyorlar. bu, renge küfürdür; rengin alaşağı edilmesidir. rengin küçümsenmesidir. alaya alınmasıdır. rengin ikametgâh senedi çıkartılamaz

YKY, Syf: 148

Read more...

İÇ-BÜKEY,Ayhan YALNIZ

''...bensizliğin kalbini çıkarıp diğer bensizliklerin yanına koyun;geldiğimde birlikte yeriz'' dedi melek;dudaklarının kenarından sızan hayal tenini kullanarak hayata karıştı...


Aydanur ÇAKIR

Sesini duyuyorum yağmurun.Geleceğini biliyorum.Bu bembeyaz sıkıntı boşu boşuna çekilmiyor ki;başka renklere varacak bir iç çekişle son bulacak...Suyun sesiyle suyun rengi arasında oluşmuş bir biçim;kanatları var;kırmızı;alışıldık meleklerden değil.Alışkanlıkla savaşan bir gen olması gerekiyordu içimizde bir yerlerde;müptelalıkla hayranlık arasındaki zar o kadar ince ki insan alışkanlıklarına hayran kalıyor bir süre sonra!
Herşey neyse,neredeyse orada durmalı;öylece kalmalı;ne eksik ne fazla;sonra insan açıklayamıyor kendini;bir sürü kulp,bir sürü giyisi,bir sürü takı,bir sürü müzik,bir sürü kitap,bir sürü film,bir sürü arkadaş;kozmopolit bir benlikte ne kadar yalın kalabilir ki akıl?!Aklın yalın halde kullanılması gerekli mi?Hayır!Ama fena olmaz mıydı sadece kendi şizofrenimizle süsleseydik hayatlarımızı;birimizden ödünç hastalıklar almadan?!
Bugünü yazmak zordur;gerçekte yarın'ı yazmakta zorlanacağını düşünür insan ama ''bugün'' ü göründüğü biçimde görüp,üstündeki örtüyü çekip aldıktan sonra görünmediği biçimde tariflemek,sabitlemek ve bunu anlaşılır bir dizgiyle;gerçeğe hiçbir bok bulaştırmadan başkalarının algılarına sunmak imkansız gibi,lakin başarmak zorundayız!İçimizi kazıyan bir şey var;kazıyıp,biriken kalıntıları göğsümüzün ortasına yığan bir şey;bir durum;gece boyunca parmak uçlarıyla bile dokunmadı bize melek;tenimiz çürümek üzere!Kendimizi sevmiyoruz bu günlerde;kendimize kötü davranmamız gerekiyor bu günlerde;kendimizi kaybetmemiz gerekiyor bu günlerde;kendimizi bulmamız gerekiyor bu günlerde;paranoyalarla eriyen bedenlerimizin içinden çıkan yaratığın anlaşılmaz homurtuları...
Bugün'ün mutlak gücü ürkütmüyor mu sizi de;olup biteni izlemekten başka çare üretilmemiş kocaman bir zaman lokması!Onun istediği kadar parçalanacaksın;onun istediği kadar ufalanacaksın;onun istediği kadar sindirileceksin;kısacası onun istediği kadar işe yarayacaksın...İğrenç!Biz bugünün dışına adım atmak,içimizdekileri de taşımak,düne,yarına taşmak istediğimiz için mi bu kadar hırpalanıyoruz?!Kimin elleri ki bizi omuzlarımızdan tutup sarsan;ayaklarımızdan savurup kafalarımızı duvarlara çarpan;kollarımızı büküp bizi hareketsiz bırakan?!Ne istiyor bizden içimizdeki yaratık?!Yıllardır onunla birlikte barış içinde yaşarken ne oldu da yetmedi ona kabuğu;ne büyüttü onu böyle;ne besledi?!''...


Sayıklamalar,sayfa 117

Read more...

About This Blog

Lorem Ipsum

  © Blogger templates Romantico by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP