karanlığın insanı avuçladığı nerede görülmüş.. belki bir tek bu şehirde. o da, hakedersen.. yoksa seni, doğrusu pek kaale aldığı yok.. karanlık öyle kolay edilebilecek bir sözcük de değil! karanlığın, ödetebileceği bir bedeli de var! karanlık, gerekirse, kişinin insan içine çıkmasına bile izin vermez. ödünsüzdür o! ahlaksızlığını farklı bir şiir biçiminde öne sürer. karanlık, frenleri tutmayan bir heyecana benzer. tanımını hüznün atmosferi sayılabilecek bilinç'ten alır! bazı anlarda karanlığı yurt yüzeyine yayan ilkeler de olur! idealler de olur! oysa bu, karanlık değil, rengin bir tanımda, otoreaksiyonel yaygınlığıdır. idealler, rengi herhangi bir araç gibi kullanmaktan başka bir yaklaşım göstermezler. karanfil, kızıl karanfil! komünistler, o çiçeğe hiçbir zaman danışmadılar! bu, haksızlıktır! eşyanın bir hukuku olduğunu sıkça dile getirmiştik, renk de bir eşyadır. bir nesnedir. bunu, bireyin dilediği gibi kullanması olanaksızdır. hatta suçtur. toplumsal, doğasal bir suçtur. cezasına gelince, cezanın belirleyenle belirlenen arasındaki mutlak dengesizlik olduğu varsayımından hareket edersek, herhalde, salt renk yoksunluğu ya da körlüğü olması gerekir. çünkü renk, bireysel kavgaların talimatlarıdır, bilinçaltı komandolarıdır! aynı anda tekliliği ve çoğunluğu sağlayabilecek bir direnç birimidir. bunu, yanılmıyorsam irrealist ressamlar çok iyi bilecektir. yaşama, tahsisi yapılmamış tek renk geçmemiştir; kısaca, hiçbir renk olgunlaşamamıştır. cumhuriyetini henüz kuramamıştır. rengin ahlağı, rengin perspektifi, rengin ironisi, rengin illüzyonu keşfedilmemiştir. renk, bir bilimdir; bu da felsefeye eşdeğer bir örgütlenmenin sonunda determinist donelerle yol alabilecek fraksiyonel bir yapılanma demektir. rengin kendisi siyasettir. gösterdikleri ya da sıfat biçimine girerek betimledikleri değil! o , bugünün gerçeğinde herhangi bir düşüncenin içeriğinde değil, başlığında yeralması gerektiği bilincine varabilmiş naif bir canavardır. rengin, rastlantısallıkta olduğu gibi, rasyonellikle de derinden bağlantıları vardır. renk, varoluşuyla, sözcük eşgüdümlü, camiasını oluşturur. rengin yeryüzü ideolojileriyle yakınlığı yalnızca ''rengin taraftarlığı'' ile açıklanabilir. bu, yoğun bir sempatizanlıktır aslında. renk, fanatikliği reddedecektir. bir militanlıktan ise, kendi çekirdeğinde sözedilebilir. ''ana renk'' diyebeleciğimiz renklerde bile yalınlık değil, karmaşık bir sistemleşme gözlenebilir. kırmızı parametr olarak ''sapkınlık''ın formülünü aktarır. mavi, beynin eksperi, bir bakıma da dublörüdür. sarı, duruluğun aksanını yakalama peşindedir. ara renkler, belki de çağımızın yoksunluğunu boyamak adınadır, tanımlamak adınadır. ''öte renkler'' ise, kurgulamanın imgesel tuzağına düşmüş, tatlı serserilikleri hikâyelendiren, kısırlığa öykünen acı keyiflerdir. şairlerimizin bir çoğu rengi tanımlıyor; rengi doğadan aldıkları tonda değerlendirerek hem şiirlerini hem de o renkleri sınıflandırıyorlar. rengi, rengin kendi getireceği çağrışımlarla değerlendirmeyip, yüzeysel bulandırmalar bazında kullanıyorlar. bu, renge küfürdür; rengin alaşağı edilmesidir. rengin küçümsenmesidir. alaya alınmasıdır. rengin ikametgâh senedi çıkartılamaz
YKY, Syf: 148
Read more...